Leasing

                   Bankacılık uygulamalarından biri olan “leasing” sisteminin Türkçedeki karşılığı finansal kiralamadır. Leasing verene kiralayan, leasing alana da kiracı denilmektedir. Leasing; herhangi bir yatırım malının mülkiyeti leasing şirketinde kalarak belirlenen kiralar karşılığında kullanım hakkının kiracıya verilmesi ve sözleşmede belirtilen sözleşme süresi sonunda mülkiyetinin kiracıya devredilmesini sağlayan bir uygulamadır.

Edindiğimiz bilgiye göre ilk olarak leasing terimi 1840’lı yıllarda İngiltere’de demir yolları vagonlarının kiralanmasında kullanılmıştır.  Daha sonra 1952 yılında ABD’de ilk leasing şirketi kurulmuş, 1980’li yıllarda da uluslararası bir nitelik kazanmıştır. 1986 yılında da ülkemize ilk leasing şirketi kurulmuştur.

Leasing sisteminin günümüzdeki uygulanması şu şekildedir;

  • Kişi maddi imkânsızlıktan veya başka herhangi bir etkenden dolayı ihtiyaç duyduğu makine, takım veya diğer malları leasing şirketine satın aldırır.
  • Kiralanan malın kullanma hakkı belirli bir kira bedeli karşılığında, belirlenmiş bir süre için kiracıya bırakılır.
  • Leasinge konu malların mülkiyeti resmiyette leasing şirketine aittir. Sözleşme süresi boyunca kullanım hakkı da kiracıya aittir.
  • Kiracı leasing sistemiyle almış olduğu malı kullanır. Kullanım süresi boyunca gerekli bakım onarım ve vergi emsali masraflarını kendisi karşılar.
  • Kiraladığı malın bedelini belli taksitler halinde leasing şirketine öder.
  • Sözleşme süresi sonunda tarafların iradesiyle kiralanan malın mülkiyeti kiracıya sembolik bir bedelle verilir. Bu konuda leasing şirketinin satmama gibi bir yetkisi yoktur.

Leasing sistemi her ne kadar başlangıç itibari ile kiralama olsa da gaye olarak murâbaha akdinden çok farklı bir şey değildir. Durum böyle olunca murâbaha sistemi bırakılıp da leasing sistemine neden gidilir sualine cevap verme durumundayız. Konuyu biraz daha dikkatli incelediğimizde gördük ki, kişinin murâbaha sistemini bırakıp ta leasing sistemine gitmesinde bazı avantajlar vardır.

Bu avantajları ekonomi yazarları şu şekilde sıralamışlardır.

  • Murâbaha sistemine nispetle leasing sisteminin vadesinin daha uzun olması
  • Kişinin bankalardaki kredi limitlerini kullanmamış olması
  • Leasing sözleşmeleri ve bu sözleşmeler için alınan teminatların her türlü vergi ve harçtan muaf tutulması
  • Leasing yoluyla kiralanan makine veya takım-donanımların satın alma KDV oranı, satın alınan malın cinsine göre daha düşük olması

Leasing sisteminin İslâm fıkhı açısından değerlendirmesine gelince; bu konu 25-29 eylül 1996 tarihinde Konya’da yapılan ‘’ İslâm Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri’’  isimli uluslararası kongrede ele alınmış, katılımcıların müzâkereleri neticesinde câiz olduğu hükmü benimsenmiştir. Şu kadar var ki; bizler bu kongrenin detaylarına vâkıf olamadığımızdan gücümüz nispetince konunun islâm fıkhı açısından değerlendirilmesine Rabbimizin izniyle gayret edeceğiz.

‘’Leasing’’ sistemi ilk bakışta her ne kadar yeni bir mesele gibi görülse de bu sistemin tanımına baktığımızda fıkıhta ‘’icâre’’ olarak ifade edilen kiralama sisteminden farklı olarak şunu görmekteyiz. Leasing sisteminde, kiralanan mal, belirlenen sürenin bitiminde alıcı tarafından alınacağına dair taraflar arasında sözleşme düzenlenmektedir.

Şu halde ‘’leasing’’ sisteminin fıkhî hükmünü bilebilmek için önce içerdiği iki işlemi ele almamız gerekecektir.

Bu sebeple ‘’icâre’’  (kiralama) sisteminin İslâm fıkhına göre değerlendirilmesi aynı zamanda leasing sisteminin de bir parçasının fıkhî yönden değerlendirilmesi anlamını taşımaktadır. Zira leasing sistemi, mülkiyetle nihayetlenen kiralama işleminden farklı bir şey değildir.

Bir bedel karşılığında menfaatler üzerine yapılan anlaşmaya kira akdi denilir. Diğer bir ifadeyle; belirlenmiş bir menfaati belli bir bedel karşılığında değiştirmektir.

Kira akdini daha açık bir ifadeyle söyle tanımlayabiliriz. Herhangi bir eşyanın kullanım hakkını belli bir bedel karşılığında bir başkasına belirli bir zamana kadar devretmektir.

Kira akdinin tıpkı diğer akitlerde olduğu gibi geçerli olabilmesi için birtakım şartlar gerekir.

Bu şartlar;

  • Akdi yapılan tarafların akdi yapmaya ehil olmaları
  • Kiraya veren kişinin kiraya verdiği mala sahip olması veya mal sahibi tarafından kendisine vekâlet verilmiş olması
  • Akdi yapanların hangi konuda ne kadar süre ve bedel karşılığında anlaştıklarının açık bir şekilde beyan etmeleri gerekir. Zira akitlerin oluşumu esnasında ileride doğabilecek anlaşmazlıkların oluşmaması için birçok ayrıntının tek tek belirlenmesi gereklidir. Hatta akdin oluşumu esnasında tartışmaya götürecek bir belirsizlik, akdi fasit kılan bir unsur kabul edilmiştir.

Bu itibarla kira akdi herhangi bir malın kullanımı üzerine oldğundan, kira müddetinin ve kiralanan malın kullanım şeklinin belirtilmesi elzemdir.

  • Kiralamada, kira bedelinin gerek miktar ve gerekse vasfının (TL-Euro-Dolar gibi) hiçbir şekilde tartışmaya meydan vermeyecek tarzda akit esnasında akdi yapan taraflarca açıklanması
  • Kiralanan malın aynı yani bizzat kendisinin tüketimi olmadan menfaatinden istifade edilmesinin mümkün olmaması; bu itibarla tüketim konusu olan hammadde gibi malların kiralanması mümkün değildir.
  • Kiraya verilen malın kullanımının dînen mubah olması

Beyan ettiğimiz kiralama şartlarına riayet etmek suretiyle yapılan leasing işleminde sırf kiralama akdine bakacak oılursak bir sakınca yok gibi gözükmektedir.

Ancak leasing sistemi her ne kadar kiralama sistemi olsa da kira sözleşme müddetinin bitmesiyle mülkiyet olarak nihayete erer. Yani kişi, kendisine lazım olan herhangi bir malı kendisine muayyen bir zaman kadar kiraya vermesi için finans kurumuna satın aldırır. Kira sözleşmesinin nihayete ermesiyle de sembolik bie bedelle kiraladığı malı finans kurumundan satın alır.

Bu işlemlerin akit esnasında şart koşmadan yapılmasında dinen herhangi bir sakınca yoktur. Ancak taraflardan  herhangi birinin, kiralama akdi esnasında sözleşmenin bitmesiyle kiralanan malın sembolik bir bedelle kiracının mülküne intikal ettirilmesini şart koşacak olsa kiralama akdi fasit olur. Zira akit esnasında akdin gerektirmediği ve de akde uygun olmayan bir şart ileri sürülecek olursa bakılır; bu şart, akdi yapan taraflardan herhangi birine fayda sağlıyorsa, akdi fâsid kılar. Şayet taraflardan her hangi birine fayda sağlamıyorsa akid sahih, şart geçersiz olur.

Meselemizde iki işlem vardır.

1 – Finans kurumunun satın aldığı malı kiraya vermesi

2 – Bu kiralama sözleşmesinin bitmesiyle kiracının, kiraladığı malı satın alması

Bu işlemlerin birinci adımı olan kiralama işlemi esnasında, ikinci adım olan satış işlemi şart koşulacak olursa; birinci işlem olan kiralama fasit olur. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz üzere akdin gerektirmediği ve akde uygun olmayan bir şart, akit esnasında ileri sürülmüştür. Aynı zamanda bu şart, taraflardan birine fayda sağladığından akdi fasit kılacaktır.

Şayet birinci adım olan kiralama işlemi esnasında, ikinci adım olan satış işlemi şart olarak değil de sadece karşılıklı bir vaat olarak konuşulursa olumsuz anlamda bunun akde bir tesiri olmaz.

Bir diğer unsur da; leasing yoluyla kullanmakta olduğu malın mülkiyeti, henüz kişinin kendi mülküne geçmeden bir başkasına satmak gibi mülkiyeti gerektiren tasarruflarda bulunmamasıdır.

Mezkûr şartlara riayet edilerek yapılan leasing işlemi teorik olarak câiz olur. Ancak; günümüzdeki uygulamalarda bu şartlara riayet edilip, edilmediğine göre sonuç değişecektir. Yani mutlak olarak câiz olduğunu söylemek doğru olmayacağı gibi her türlü câiz değildir demek de doğru değildir.

Ayrıca “akitlerde itibar lafza değil mânâyadır” kuralınca her ne kadar resmiyette kira akdi gibi dursa da satış akdi olarak düşünmemiz de mümkün olabilir.

Bu sebeple bu işlemi yapacak olanların yapacağı işlemin teferruatını, bilen kişilere sormasını ve buna göre hareket etmesini şiddetle tavsiye etmekteyiz.

Yazan | 2018-01-11T19:36:42+00:00 Ocak 11th, 2018|Kategoriler: Ticari Meseleler|0 Yorum

Makaleyi Ekleyen :