Kredi Kartı

Son dönemlerde fıkıhçıların gündemini en çok meşgul eden meselelerden biri de kredi kartı sistemidir. Konuya dair birçok makale kaleme alınmış; bazıları mutlak olarak haram olduğunu, bazıları da bu görüşün aksine günümüzün gereği görerek câiz olacağını savunmuşlardır. Diğer bazıları da bu iki görüş arasında bir yol izleyerek belli başlı işlemler yapılırsa câiz değil, yapılmadığı takdirde câiz olduğunu söylemiştir. Dînî hükümlerin bir kısmı Kur’ân-ı Kerîm’de açık bir şekilde beyan edilmişken, bazıları da Peygamber Efendimizin (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) hadîs-i şerifleriyle beyan edilmiştir. Hadîs-i şerifleri yorumlama hususunda kendilerine eslâftan (geçmiş ulemadan) gelen nakiller doğrultusunda hareket eden müçtehit imamlarımız, sahâbe sözlerini de inceleyerek sonuca varmaya çalışmışlardır. Hakkında açık âyet, hadîs ve sahâbe kavillerinin bulunmadığı meselelerin birçoğunda ise fakihler; kıyas, istihsan, istishab ve maslahat gibi içtihat mesleklerini kullanarak ittifak ettikleri gibi farklı sonuçlara vardıkları da olmuştur.

Şüphesiz bizler müçtehit olmadığımızdan hakkında âyet, hadîs ve sahâbe kavli bulunmayan ve önceki âlimierimizden de nakil olmayan, bâhusus muâsır meseleler hakkında, ilmine ve takvâsına güvendiğimiz ilim adamlarının görüşlerine müracaat etmek durumundayız. Fakih, bir konu hakkında fetva verirken, o konunun uzmanlarıyla görüşmeli ve gerekli bilgiyi almalı, hâdiseyi bütün taraflarıyla incelemeli ve imkan varsa bunu, kendisi gibi diğer fıkıhçılarla tartışmalı ve sonrasında fetvâ vermelidir. Bir şey hakkında hüküm vermek onu doğru bir sekilde tasavvur etmeye bağlıdır” ilkesi bu gerekliliği açıkça ifade etmektedir. Bu sebeple kredi kartı meselenin dini boyutunu daha iyi inceleyebilmemiz için günümüz şartlarında bu sistemin hangi minvalde ve nasıl kullanıldığını bilmemiz gerektiğinden meseleyi iki ana başlık altında inceleyeceğiz.

  • Kredi kartının târifi, târihi ve günümüzdeki kullanımı
  • b- Yakın dönem ilim adamlarının, bu sistemi fıkhın hangi başlığı altında ele alıp inceledikleri

İnsanoğlunun, klasik ödeme aracı olarak kullandığı, evrensel değer ölçüsü şüphesiz paradır. Bu hakikat, ispata muhtaç olmayacak derecede herkesin mâlümudur. Bununla birlikte günümüz dünya ekonomisi paraya alternatif olarak çeşitli ödeme yolları geliştirmiştir. Özellikle yakın tarihimizde geliştirilen “çek” sistemi de buna bir örnektir. Şu kadar var ki; hesap sahibinin bankada parasının olmaması ve çeki veren bankanın bu karşılığı taahhüt etmemesinden kaynaklı birtakım sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Bankacılık sektörünün ve teknolojinin hızla gelişmesinin sonucu olarak kredi kartları icât edilmiştir. Hatta günümüzde kredi kartının kullanımı, nakit paranın kullanımından daha yaygın bir hâl almıştır. Nitekim günümüz itibarıyla Türkiye’de kredi kartı kullanımının 55 milyonu aştığı bilinmektedir. Ulaşabildiğimiz bilgiye göre; bu sistem ilk defa 1968 yılında ülkemize girmiştir. Bu tarihten sonra her geçen gün yenilenen kredi kartı sistemi 1980 li yıllarda bankalarda uygulanmaya başlamış, 1984 yılında “Visa”nın  Türkiye’de ofis açmasıyla kullanım daha yaygın hale gelmiştir. Günümüzdeki uygulanışı da 1987 yılında ATN dediğimiz elektronik veznelerin açılmasıyla başlamıştır.

Fıkhî değerlendirmeye tabi tutmadan önce kullanım mâhiyeti itibarıyla birçok banka kartları mevcuttur. Bunları genel olarak üç başlık altında ele almamız mümkündür.

  • Charge Card (Ödeme kartı): Katılım bankalarından alınan kredi kartlarının birçoğunu oluşturan bu tür kartlar; alış-veriş kolaylığı sağlayan fakat bankadan nakit çekme özelliği bulunmayan borçlandırma kartlarıdır. Bankadan nakit çekme özelliğinin haricinde klasik kredi kartlarında mevcut olan özelliklere sahiptir. Yani bu kart hâmili, kartı veren banka ile yapmış olduğu sözleşme doğrultusunda anlaşmalı mağazalarla, nakit taşımasızın alış-veriş yapabilmektedir.
  • Debit Cart (Hesaba erişim kartı): Bu tür kartlarla alış-veriş yapılabildiği gibi borcun hesaba doğrudan geçirilmesini sağlamaktadır. Bu tür kartlar müşterinin alacaklı cari hesabı üzerinden çalışır. Günümüzde bu kartlar, çoğunlukla kart sahibinin hesabındaki parasını şubeye uğramadan ATM (elektronik vezneler)den çekebilmesi için kullanılmaktadırlar. Bu kartlar işleyiş itibarıyla alış-veriş için kullanılmaktadırlar. Bununla yapılan harcamalar bankaya ulaştığında hesap bakiyesinden düşmektedir. Bu kartlara; transfer kartları, hesaba erişini kartları dendiği gibi daha genel olarak banka kartları da denmektedir.
  • Credit Cart: Alış-veriş yapma, nakit olma özelliğinin yanı sıra, bankadan nakit çekme imkânı sağlayan kartlardır. Bu tür kartlar bir ve ikinci kısımdaki kartlar gibi alış-veriş yapma özelliğine sahip olduğu gibi bir de bankadan nakit çekme özelliğine sahiptirler. Fıkhi değerlendirmeye tabi tutacağımız sistem, üçüncü kısım olan kredi kartı sistemi olacaktır. Birinci kısımdaki ödeme kartlarının değerlendirilmesi de konu içinde ele alınacaktır. İkinci kısım olan “Debit Cart” uygulaması; müşterinin bankadaki parasını yönlendirmek için kullanıldığı, nakit çekmek veya kredi kullanmak gibi işlemlerin yapılmasına imkan sağlamadığı, sadece bankadaki hesabı kullanma imkânı sağladığından câiz olacağı kanaatindeyiz. Şu kadar var ki; fâizli kurumlarla -mecbur bırakan bir durum bulunmaksızın- mubah olan işlemleri bile yapmamama gerekir. Ayrıca fâiz kurumlarına karşı tavır almanın dini ve ahlâki bir sorumluluk olduğunu da bilmemiz gerekir. Bu tür

 

müesseselerle ‘yapılacak olan işlemlerin bunlara destek verme olacağını da göz ardı etmememiz gerekmektedir. Bu ve emsâli gerekçelerden dolayı mecbur kalmadıkça bu tür kurumlarla çalışmak câiz olmaz. Latince karşılığı “credere” olan kredi kartına dair birçok tanım yapılmıştır. “Credere“; kişiye emniyet ve itimat etmek anlamına gelmektedir. Kredi kartı çıkaran kuruluş, gerekli incelemeleri yapıp kişinin ödemelerini zamanında yapacağına dâir kanaat getirdikten sonra, kartı hâmiline verdiği için “emniyet kartı’’ ya da “güven kartı” terimlerinin yerine kredi kartı terimi kullanılmıştır. Bu kart, hak sahibi olan kişi adına açılmış, potansiyel bir kredi olarak da tanımlanmıştır. Aynı zamanda kredi kartı; nakit ödeme yapılmaksızın belli bir malı satın alma veya sunulan bir hizmeti edinme inikânını veren bir ödeme aracı olarak da tarif edilmiştir. Araştırabildiğimiz kadarıyla gördük ki uluslararası alanda beş büyük kredi kartı kuruluşu vardır. Bunların en önemli ve ülkemizde en yaygın olanları; “Visa” ve “Master”dir. Ve maalesef birçok ekonomi alanında olduğu gibi bunlarında arkasında Yahudi sermayesi vardır.

Bu kuruluşlarla anlaşma yapmayan firmalar, kredi kartı çıkaramazlar. Bankalar veya kredi kartı çıkaracak kuruluşlar, bu firmalara çeşitli miktarda ücret ödemek zorundadırlar. Bu da demektir ki; öyle veya böyle cebinde kredi kartı bulunan her bir Müslüman bu kartla yapmış olduğu her alış-veriş için Yahudilere haraç vermektedir. Allah Teâlâ’dan niyazımız, Müslümanların kuvvet bulup bu hâlin terse dönmesidir. Âmîn.

Kredi kartı sisteminde üç ayrı taraf vardır.

  • Kredi kartını çıkaran kurum
  • Üye işyeri
  • Kart hâmili

Bu taraflar arasında farklı sözleşme ilişkileri olsa da bu üç taraflı sistem daha geniş bir açıyla incelendiğinde, başka tarafların da sisteme katıldığını ve bu şekilde beş taraflı sistem olduğunu görmekteyiz.

  • (Visa, Master gibi) lisans veren kredi kartı kuruluşu
  • Lisans alan ve kartı pazarlayan banka
  • Üye işyeri ile sözleşme yapan banka (bu yukarıdaki banka olabileceği gibi başka bir banka da olabilir
  • Yetkili bir bankadan kartı alan kart hâmili
  • Üye işyeri sözleşmesini bir banka ile imzalayan ve kart hâmilinin kartını kendi işyerinde kabul eden üye işyeri

Konuyu çok fazla dallandırmadan günümüzde yaygın olduğu şekliyle üç taraflı sistem olarak ele alıp değerlendirmesini yapacağız. Kredi kartıyla alış-veriş yapan kart hâmili, kartı veren bankaya borçlanmaktadır.

Genel uygulamada banka bir aylık dönemlerde hesap kesimi yapar ve bu dönem boyunca kartta yapılan harcamaları “ekstre” dediğimiz hesap özeti hesap bildirim cetveli ile kart hâmiline bildirir.

Cetvelde bildirilen borç için banka, kart hâmiline yaklaşık on günlük ödeme süresi tanır. Tanınan bu zaman nihayete erdiğinde ödenmeyen borç için günlük gecikme faizi işletir. Katılım bankaları; gecikme olması durumunda, döviz kuru farkını veya kâr payı farkını borçlu olan kişiye yansıtmakta ve kendi ifadelerine göre aldıkları bu farkı sermayelerine katmayıp ayrı bir fonda yardım hizmetlerinde kullanmaktadırlar.

Ülkemizde kredi kartlarına dair her türlü faaliyet “BDDK” (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) tarafından denetlenip, tüm banka ve katılım bankaları tarafından verilen kartların fâiz oranları ve fâiz hesaplama yöntemleri bu kurumun resmi internet sitesi olan “www.bddk.org.tr/ bankabilgileri/kredibilgileri.aspx“de güncel olarak yayımlanmaktadır. Geride de ifade ettiğimiz üzere, üç taraflı kredi kartı sisteminde; kartı çıkaran veya hizmete sunan banka, kart hâmili ve anlaşmalı iş yeri vardır. Kartı hizmete sunan banka ile kart hâmili arasında bir kredi kartı sözleşmesi bulunduğu gibi, banka ile pos cihazı bulunan üye işyeri arasında da işyeri sözleşmesi vardır. Bu durumda banka her iki sözleşmede taraf olmaktadır. Ancak meselemiz kredi kartının kullanımı olduğundan banka ile kart hâmili arasındaki sözleşmeyi inceleyeceğiz. Banka ile pos cihazı bulunan üye işyeri arasındaki işyeri sözleşmesi ise pos cihazlarının kullanımıyla alakalı olduğundan şimdilik bu konuya değinmeyeceğiz.

Kredi Kart Sisteminin Câiz Olup Olmaması

Kredi kart sisteminin islâm fıkhında hangi akit türü altında inceleneceğine dâir muâsır fıkıhçılar arasında görüş farklılığı vardır.

Bazıları bu akdi, üçlü kefalet sistemi olarak değerlendirmiştir. Bu itibarla banka, kart hâmiline; “bu kartta yapacağın tüm alış-verişlere belirlenen bir limite kadar kefilim” demiş olmaktadır. İşyerine de; “benim kartımla alış-veriş yapmak isteyenlere belirlenmiş bir limite kadar izin ver. Kart hâmillerinin yaptığı alış-verişlerden kaynaklanan ödemelere ben kefilim”, demiş oluyor. Buna göre banka, alıcı veya satıcı olmayıp kefil olur.

Bu itibarla konuya bakacak olursak; kredi kartı sisteminin câiz olup olmaması hakkında hüküm vermemiz, içerdiği kefâlet işleminin caiz olup olmamasına bağlıdır.

Kefalet Üç Kısımdır

  • Kefâletü’n bi’n-nefs (şahsa kefil olmak)
  • Kefüâletü’n bi’z-zamân (ödemeye kefil olmak)
  • Kefâletü’n bi’l-mâl (mala kefil olmak)

Kredi kartı meselesi birinci ve ikinci kısımlarla ilgili olmayıp “kefâletü’n bi’l-mâl’’ meselesiyle alâkalı olduğundan bu tür kefâletin üzerinde duracağız. Artık burada kullanacağımız kefâlet terimiyle üçüncü kısım yani mala kefâleti kastedeceğiz.

Kefâlet; talep etme hususunda zimmeti zimmete katmak anlamındadır. Diğer bir ifadeyle; bir kimse zâtını, bir başkasının zâtına katıp onun hakkında lâzım gelen sorumluluğu kendisine iltizam etmeyi üstlenmesidir.

Kefâlet akdini kredi kartı sistemiyle mukâyese ederek inceleyen günümüz âlimleri belli başlı yerlerde sıkıntılar olduğunu ifade ederek bu sıkıntıları şu şekilde sıralamışlardır.

✓ Kefâlet akdinde kefil olan kişi, bu kefâletinden dolayı hiçbir ücret talep edemez. Çünkü kefâlet akdi, teberru akdi olduğundan karşılığında ücret almak câiz olmaz. Oysa kartı veren bazı kurumlar, kart hâmilinden belirli bir ücret almaktadır. Bazıları bu ücretin kefâlet ücreti olmadığını kart ücreti olduğu şeklinde yorumlamışlardır.

✓ Kefâlet akdi sözleşmesinde alacaklı olan kişi, alacağını hem asıl borçludan hem de kefilden isteyebilir. Oysa kredi kartıyla satış yapan satıcının tek muhâtabı, banka yani pos makinesi kendisine veren kurumdur.

  • Kefil, borcu ödemeden kefil olduğu kişiden bir şey isteyemez. Oysa banka, işyeriyle yaptığı sözleşmeye göre; iş yerine borcu ödemeden kart hâmilinden yani kefil olduğu kişiden parayı tahsil edebilir. Buraya kadarki bölümde; kredi kartı sistemini kefâlet olarak değerlendiren fıkıhçıların görüşlerini naklettik. Diğer bazı fıkıhçılar da, bu sistemi İslâm fıkhındaki havâle başlığı altında değerlendirmişlerdir.

Havâle; zimmette bulunan borcu başkasının zimmetine nakletmek anlamındadır. Diğer bir ifadeyle, havâle eden kişinin zimmetinden havâle edilen kişinin zimmetine borcun nakledilmesidir.

Havâle, üç kişiden her birinin rızası bulunması durumunda sahihtir.

  • Havâle eden kişinin yani borçlunun rızası bulunmalı. Zira kişilikli insanlar borçlarının başkası tarafından üstlenilmelerinden ağırlanırlar.
  • Havâle edilen yani alacaklının rızasının bulunması. Çünkü havâle sebebiyle hakkı bir zimmetten bir başka zimmete intikal etmektedir. Oysa borcunu ödemeye dair insanların hassasiyeti aynı değildir.
  • Havâleyi üstlenenin yani havâleyi kabul edenin rızasının bulunması. Zira havâle sebebiyle borcu ödemesi gerekir. Ödeme sorumluğu almayana ödeme gerekli olmaz.

Buna göre kartı veren banka, kart hâmiline; “yapacağın alış-verişlerden doğacak olan borcunu, bana havâle et, ben ödeyeceğim” demektedir. Bankanın, anlaşmış olduğu işyerine de aralarındaki sözleşme doğrultusunda; “bu havâleyi kabul et” demektedir.

Kredi kartı sistemini, havâle meselesiyle mukayese ederek inceleyen fakihler, kefâlet bahsinde de olduğu üzere belli başlı yerlerde problemler çıktığını ifade etmişlerdir. Bunlardan kısaca bahsedecek olursak;

✓ Havâle edilen borcun miktarının belli olması, havâle akdinin sıhhat şartlarından biridir. ileride doğacak olan borç, filvâki borç olmadığından bunun havâle edilmesi sahih olmaz.

Ancak kredi kartıyla yapılan alış-veriş işlemlerini incelediğimizde; kart hâmilinin, bankaya havâle ettiği borcun havâle esnasında malum olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki; kart hâmili, anlaşmalı mağazadan alış-veriş yaparken kartını pos cihazından geçirir. Pos cihazıyla banka arasında o anda iletişim kurulur ve bu vesileyle borcun miktarı banka tarafından malum hale gelir. Banka onay verdiğinde havâle gerçekleşir.

Böylece havâle esnasında havale edilecek borcun miktarı hem havâle eden kart hâmili tarafından hem de havâleyi kabul eden banka tarafından bilinmiş olur.

✓ Havâlede ücret almak her ne kadar câiz olmasa da kredi kartı sistemindeki bazı bankaların aldığı ücret; kefâlet bahsinde de geçtiği üzere havâle ücreti olarak değil, kart ücreti veya masraf olarak yorumlanması mümkündür.

Kredi kart sistemini fikhi yönden değerlendiren âlimlerin bir kısmı da; kredi kartı sistemini, havâle ve kefâlet akdi işlemlerini bünyesinde barındıran bir işlem olarak görmektedirler. Bu itibarla kredi kartı sistemi; mal alımına kadar kefâlet, mal alımından ödemeye katlar havâledir. Yani banka kart hâmiline ve anlaşmalı alış-veriş merkezlerine “kart hâmilinin yaptığı alış-verişlere kefilim, ödemeyi bana havâle edin” demiş olur.

Kredi kart sistemini, islâm fıkhında var olan her hangi bir akit içerisine oturtmamız mümkün olsa da banka ile kart hâmili arasındaki sözleşme metnine baktığımızda fikhî olarak câiz olmayan birçok anlaşmaların bulunduğunu da görmekteyiz.

Bunların en belirgin olanı; bizim incelediğimiz sözleşmedeki 8. Madde, yerine göre temerrüt yerine göre de nema fâizinin verilmesini taahhüt etmektedir. Yani banka, kart sözleşmesinde taksitlendirme veya borcu geciktirme üzerine açık bir şekilde fâiz alacağını ifade etmiştir. Kart hâmili de bu sözleşmeyi imzalayarak fâiz vereceğini taahhüt etmiştir. Aynı zamanda kart hâmili, nakit çekme durumunda da fâiz vereceğini kabullenmiş ve akdi bunun üzerine yapmıştır.

Kart sahibi her ne kadar borcunu geciktirmeyerek ve bankadan nakit para çekmeyerek fâiz vermese de bu akde imza atmış ve kredi kartını her kullandığında sarâhaten olmasa da fâiz sözleşmesini dolaylı olarak yenilemektedir. Şunu da ayrıca ifade etmek gerekir ki; bu sözleşmenin câiz olmaması kart ile alınacak malın haram olmasını gerektirmez.

Netice; fâizle çalışan kurumlarla mubah olan işlemleri bile yapmak doğru olmadığı göz önünde tutulacak olursa, kredi kartı gibi meşrûluğu tartışılan bir işlemi böyle bir kurum ile yapmaktan kaçınmak dini ve ahlâki görevimizdir.

Yazan | 2018-01-11T21:08:44+00:00 Ocak 11th, 2018|Kategoriler: Ticari Meseleler|Tags: , , , |0 Yorum

Makaleyi Ekleyen :