Ana Sayfa » Makaleler ve İlmî Yazılar » Katılım Bankacılığı

Katılım Bankacılığı

Katılım Bankacılığı Hakkında

Öncelikle Katılım bankacılığı nedir ve neden ihtiyaç duyulmuştur ? 

Faizsizlik prensiplerine göre çalışan ve bu prensiplere uygun her türlü bankacılık faaliyetlerini gerçekleştiren, kar ve zarara katılma esasına göre fon toplayıp, ticaret, ortaklık ve finansal kiralama yöntemleriyle fon kullandıran bir bankacılık modelidir.

Bilindiği üzere dünya nüfusunun %23′ünü islam dinine mensup insanlar oluşturmaktadır. Faiz hassasiyeti bulunan kesimlerin tasarruflarının değerlendirilmesi ve finansman ihtiyaçlarının karşılanması için bir alternatif gerekliliği ortaya çıkmasıyla birlikte, değişen dünya şartlarında finansal yapının dışında kalmanın mümkün olmadığından bir çok islami kuralların geçerli olduğu ülkelerde bu sistem benimsenmiştir. 

Türkiye’de Katılım bankacılığı nasıl başladı ?

Faiz hassasiyetinin banka sisteminden uzak tuttuğu âtıl kaynaklar Katılım Bankaları tarafından harekete geçirilmiştir. Süreç, 1984’te Albaraka Türk ile başladı, 1985’te Faysal Finans, 1989’da bir başka Körfez menşeli kuruluş olan Kuveyt Türk, sermayesine Vakıflar Genel Müdürlüğünün de ortak olmasıyla sektörde yerlerini aldı. 1996’da Asya Finans sektöre giriş yaptı. Faysal Finans ise sonradan Family Finans’a dönüştü. Family Finans 1991’de sektöre giren Anadolu Finans ile 2005’te birleşti ve günümüzdeki Türkiye Finans oldu. Halen Türkiye’de anılan bu 4 Katılım Bankası faaliyet göstermektedir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 2013 yılı itibariyle 96 milyar 86 milyon aktif büyüklüğüyle bankacılık sisteminin içindeki payı %5.5′dir. Bankacılık sektörünün aktif büyümesinin %26.4 olarak gerçekleştiği 2013 yılında katılım bankalarının büyümesi %36.7 oranıyla sektörün üzerinde gerçekleşti. Katılım bankaları karları %16,9 artışla 2013 itibariyle 1 milyar 71 milyon liraya ulaştı, şube sayıları  2013 yılında bir önceki yıla göre 136 adet artarak 965′e yükseldi. Katılım bankalarının kredi hacmi  2013 yılında bir önceki yıla göre %29,4 artışla 67 milyar 219 milyon lira olurken mevduat hacmi %29.7 artışla 61 milyar 495 milyon liraya çıktı. Bu rakamlar gösteriyor ki katılım bankaları son sürat büyümelerini sürdürüyor ve bankacılık sektöründe ağırlıkları gittikçe artıyor. 

Katılım Bankalarının fon kullandırım işlemlerinde klasik bankacılıktan işleyiş farkı nedir ?

Katılım Bankalarındaki finansman yöntemleri malı peşin alıp, vadeli olarak müşteriye satmaya dayanır. Bu nedenle reel ekonomik faaliyetlerin; mal alış-satışının finanse edilmesi söz konusudur. Mal satımında katılım bankalarının alacağı kar başta tespit edilir ve borçlanan kişinin hangi tarihte ne kadar taksit ödeyeceği en başta belirlenir. Uygulanan kar oranlarında vade sonuna kadar bir değişiklik yapılmaz ve klasik bankalardaki gibi alacaklar vadesinden önce geri istenmez.

Projelerde uygulanacak kar oranları belirlenirken; katılım bankalarının elindeki fonun maliyeti, yapılan işin ya da malın piyasadaki kar marjı, enflasyon oranı, alternatif finansman yöntemlerinin maliyeti, ekonomideki beklentiler dikkate alınır. Katılım bankaları da reel ekonominin oyuncularından biri olarak, piyasada arz ve talebe göre oluşan oranların çok altında veya çok üstünde kar oranı tespit edemezler.

1-Bankaların kredi vermesi ile katılım bankalarının mal satması arasında ne fark vardır? 

Murabaha hakkındaki en yaygın itiraz, bu enstrümanın bir faiz hilesi olduğudur.  Bu  itirazı dillendirenler, faizli bankalar ile katılım bankalarındaki fiziki  yapılanma benzerliği, vade farkının faiz olarak algılanışı, vade farkı oranları ile diğer bankalardaki faiz oranlarının yakınlığı ve katılım bankası çalışanlarının banka çalışanlarıyla aynı dili kullanması gibi bir takım hususlardan hareketle katılım bankasında uygulanan murabaha işlemi ile faizli bankalardaki kredi işleminin aynı olduğuna hükmederler. 

Halbuki faizli bankanın amacı her ne gerekçeyle olursa olsun kendisinden kredi talebinde bulunan kişiye, istediği meblağı “borç” olarak vermek ve bu parayı faiziyle birlikte tahsil etmektir. Murabaha işleminde ise “gerçek” bir mal, hizmet ya da hakkın satıcısından peşin bedelle alımı ve müşteriye taksitli fiyattan  satımı söz konusudur. Dolayısıyla gerçek bir mal, hizmet ya da hakkın gerçekten peşin alınarak taksitli satılması söz konusu olduğundan, böylesi bir ticarette faiz mevzubahis olmamaktadır. 

Vade farkı ise kesinlikle faiz değildir. İnsanları yanılgıya sevk eden etkenlerden biri de örneğin faizli bir bankadan aylık % 1.5 faizle çekilen kredinin 48 aylık vadede ortaya çıkardığı faiz miktarı ile 48 ay vade ile aylık % 1.5 oranındaki vade farkının ortaya çıkardığı karın aynı olmasıdır. Yani “madem  ki 48 ay sonunda ödenen faiz miktarı ile vade farkı miktarı aynıdır, o halde katılım bankasında uygulanan murabaha da faiz hilesidir” denilmektedir. Sözü edilen vade sonunda ödenen faiz ile vade farkı miktarlarının eşit olduğu gerçektir. Ancak bu miktara ulaşmak için takip edilen süreçler farklıdır. Faize ulaşmak için faizli borç verme işlemi yapıldığı halde, vade farkı uygulayarak kar elde etmek için peşin alınan gerçek bir mal, hizmet ya da hakkın taksitli satımı yapılmaktadır. Ayrıca bilinmesi gerekir ki neticeleri benzer olan her şey her zaman aynı hükmü taşımamaktadır. Mesela bir hayvanın, besmele çekilmeden, Allah’ın adı anılmadan kesildiğini düşünelim. Bu durumda hayvan leş haline gelmekte ve yenilmesi mümkün olmamaktadır. Halbuki aynı hayvan Allah’ın adı anılarak kesilse idi eti helal olacaktı. Netice olarak her ikisi de hayvanı boğazlama işlemidir ancak biri helal diğer ise haramdır. Yine bir erkek ile bir kadının aynı çatı altında yaşaması neticesini veren evlilik akdi yerine hemen hemen aynı neticeyi veren dost hayatı yaşamayı tercih etmek de yukarıdaki örneğe benzemektedir. Evlilik ile dost hayatı yaşamak arasındaki benzerliğe dayanan bir kısım insanların evliliği küçümsedikleri, şahitler huzurunda evlenmeyi kabul etmeyi önemsemedikleri görülmektedir. Halbuki evlilik akdi ile dost hayatı yaşamak arasındaki küçük bir süreç farkı bunlardan ilkini sevimli, ikincisini sevimsiz kılmaktadır. Arz edilen bilgiler ışığında murabahanın bir faiz hilesi olmadığını bilakis ticaret yollarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu haliyle murabahayı yasak kılacak hiç bir argümana sahip bulunmamaktayız. Murabaha konusunda şüphe uyandıran bir diğer nokta ise katılım bankalarının çoğu defa peşin satın aldıkları malı hiç görmemeleri; yalnızca tapu, ruhsat, fatura vs. gibi malı simgeleyen evraklara itimad etmeleridir. Bu sebeple “Eğer katılım bankası gerçekten malı almak arzusunda olsaydı mutlaka malın kendisini de görmek durumunda olurdu” itirazı dile getirilmektedir. Bir mal ya kullanmak ya da ticaretini yapmak amacıyla alınır. Katılım bankalarında murabahaya konu olan mallar ticaret amaçlı satın alınan mallardır. Dolayısıyla satmak amacıyla satın alınan bir mal söz konusudur. Malın kendisine satılacağı müşteri de bellidir ve malın asıl müşterisi de odur. Katılım bankaları ise yalnızca bir “ara tüccar” gibi malı peşin alıp taksitli satmak amacındadır. Binaenaleyh katılım bankalarının memur vazifelendirerek murabahaya konu teşkil eden malları görme çabası içine girmesi lüzumsuz kalmaktadır. Katılım bankaları bu noktayı vekalet yöntemiyle aşmaktadırlar. Murabaha için başvuran müşteri katılım bankası adına malı incelemekte, kusuru olup olmadığını araştırmaktadır. Elbette daha sonra malı kendisi alacağı için incelemeyi kendisi adına da yapmaktadır. Hülasa malı görmeden almak murabaha için bir problem teşkil etmemektedir. Ayrıca katılım bankaları bireysel murabaha taleplerinde eksper vasıtasıyla satın alınacak malı görmektedir.

2-Katılım Bankalarının kar oranları ve banka faiz oranları neden birbirine her zaman yakındır?

Katılım Bankaları mevcut ekonomik sistem içerisinde bankacılık sektöründe faaliyet gösteren kurumlardır. Faaliyetlerinin ve dolayısıyla karlarının büyük bölümünü çağdaş murabaha yöntemi oluşturmaktadır. Bu yöntemi uygularken sattıkları mallara uyguladıkları vade farkı oranlarını, mevcut şartları göz önünde tutarak belirlemektedirler. Ancak şunu söyleyebiliriz ki Katılım Bankalarının kar hadlerini belirlerken dikkat ettikleri en önemli kalemler arasında diğer Katılım Bankası ve bankaların faiz ve kar hadleri de yer almaktadır. Çünkü iktisadi rekabet ve zorunluluk bunu gerektirmektedir. Şöyle ki bankalar kullandırdıkları kredilere belli oranda faiz uygulamaktadırlar. Örneğin bankaların konut kredisi için tespit ettikleri faiz oranının aylık % 2.5 olduğunu farz edelim. Bu durumda Katılım Bankalarının da konut alım satımında murabaha yöntemini uygularken tespit edecekleri aylık vade farkı oranının % 2.5 civarında olması gerekir. Çünkü eğer % 2.5’in altında bir rakam belirlenirse (örneğin % 2.0) bu durumda elde edeceği kar azalacağı için katılımcılarına bankalara göre daha az kar oranı dağıtmak durumunda kalacaktır. Bu da Katılım Bankasının sistem içerisinde zayıflamasına ve zaman içinde yok olmasına sebep olacaktır. Bunun aksine konut satışları için aylık vade farkını % 3.0 olarak belirlese, bu durumda da insanlar, banka kredilerini daha uygun bulacağından, satış yapamayacak ve yine karlılığı düşecektir. O halde Katılım Bankaları, bankaların kullandırdıkları kredilere uyguladıkları faiz oranlarına yakın bir seviyede vade farkı uygulamak zorundadırlar. Bu da zorunlu olarak bankaların dağıttığı faiz oranları ile Katılım Bankalarının dağıttığı kar paylarının birbirine yakın olması sonucunu doğurmaktadır. Burada dikkat çekilmesi gereken bir konu da Katılım Bankalarının kullandıkları havuz sistemidir. Toplanan paralar belli havuzlara aktarıldığı ve bu havuzlarda biriken fonun yüzlerce işlemde kullanılması sebebiyle ortaya ortalama bir kar oranı çıkmaktadır. Yani kurum her ne kadar bütün işlemlerinden kar etmiyorsa da yine de yaptığı işlemlerin büyük bölümünü karlılıkla kapattığından ortalama bir kar oranını elde etmiş olmaktadır. Dolayısıyla kurumun bir veya birkaç işlemden yüklü kar elde etmesi onun bankacılık sistemi içerisinde diğer banka ve Katılım Bankalarından çok daha fazla kar elde etmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Ayrıca bir veya birkaç işlemde zarar etmeleri toplamda zarar etmeleri sonucunu ortaya çıkarmamaktadır. Bu durum Katılım Bankalarının neden hep kar payı dağıttıklarını ve hiç zarar etmediklerini de açıklamaktadır. Katılım bankalarının karları ile banka faizlerinin birbirine yakın seviyelerde olmasının temel sebebi, katılım bankalarının asıl fonksiyonları olan ortaklık ilişkilerine girmeyip mal alım-satımı (murabaha) yapmalarıdır. Kendilerine  yatırılan paraların 1 ay, 3 ay, 6 ay gibi çok kısa vadeli olması, fon kullananların ticârî ahlakındaki olumsuzluklar ve iş konusundaki uzmanlıklarının yetersizliği, ortaklıkların daha çok uzun vadeli işlemlerde kullanılması nedeniyle paranın geri dönmesinin gecikmesi ve kar-zarar ortaklığında risk payının yüksek olması gibi sebeplerle fon kullandırdığı müşterileriyle ortaklık ilişkilerine giremeyen katılım bankaları zorunlu olarak kısa vadeli işlemleri tercih etmektedir. Kısa vadeli işlem olarak kullanılabilecek bilinen tek yol, Katılım bankaları dilinde “üretim desteği sağlama”, İslam hukukunda ise murâbaha (karlı vadeli satış) denilen peşin mal / hizmet alıp vadeli ve karlı olarak satma yoludur. Bu işlemlerin yapıldığı mal piyasasında fiyatlar aşağı yukarı birbirine yakındır. Piyasa fiyatlarının üzerine çıkmak mümkün değildir. Böyle bir piyasadan bir müteşebbisin fabrikası için ihtiyaç duyduğu bir makineyi temin etmek istediğini düşünelim. Bu müteşebbisin önünde iki alternatif vardır: Ya bankadan kredi alarak bu makineyi kredi ile temin edecek veya Katılım bankaları aracılığıyla bu makineyi satın alacaktır. Dinî tercihleri bir tarafa bırakırsak, müteşebbisin tercihi maliyeti düşük olandan yana olacaktır. Bu durumda bu makineyi peşin alıp müşterisine vadeli olarak satacak olan katılım bankalarının kar oranını banka faizlerinin üzerine çıkarması veya çok altında tutması mümkün değildir. Aksi halde gerek fon kullanan gerekse katılma hesabına para yatıran müşteriler kaybedilecektir. Bu şartlarda gerçekleşen bir alım satım sonunda katılım bankalarının elde edeceği dolayısıyla müşterilerine dağıtacağı kar, ister istemez banka faiz oranlarıyla aynı seviyelerde gerçekleşir.

Banka faizleri ile Katılım bankaların karlarının aynı seviyelerde cereyan etmesi, ikisini de aynı kefeye koymamızı gerektirmez. Önemli olan faiz ve kar oranlarının birbirine yakın olması değil; gelirin kaynağıdır. Birisin bütün dinlerin yasakladığı, hakkaniyete uymayan ve gayri meşru bir işlemin sonucu iken diğeri insanların ekonomik hayatının temeli olan ticarî bir işlemin sonucudur. Bu bakımdan faiz oranları ile kar oranları arasındaki yakınlık bu ikisini aynı kefeye koyma imkanını vermez. Zira bu yakınlık ve benzerlik görünüştedir. Özde birbirinden tamamen farklıdır. Sorunun temelinde dini kaygılar yattığına göre dini iki örnekle mesele açıklanabilir:

1. Nasıl ki aynı şartlarda kesilmiş fakat biri besmelesiz diğeri besmeleli iki sığırdan birini yemek helal iken diğerini yemek haramdır. Aynı şekilde faiz dinen haram kılınmış bir işlemin sonucu, kar ise dinin ve bütün insanlığın kabul ettiği meşru bir ticari işlemin sonucudur.

2. Bir kimsenin şahitler huzurunda mehir (bir miktar ücret) vererek icap ve kabul ile bir kadınla evlenmesi ve beraber olması meşru bir nikah olduğu için helal iken, para ödeyerek bir kadınla birlikte olması zinadır ve haramdır.

KAYNAKLAR

1. Aktepe, İshak, İslam Hukuku Çerçevesinde Finansman ve Bankacılık, Hayat Yayınları, İstanbul 2010.

2. Bayındır, Servet, İslam Hukuku Penceresinden Faizsiz Bankacılık, Rağbet Yayınları.

3. Özsoy, İsmail, Faiz ve Problemleri.

4. Özsoy, İsmail, Türkiye’de Katılım Bankacılığı.

5. Heyet, el-Meâyîrü’ş-şer’iyye, Bahreyn 2010.

6. http://www.tkbb.org.tr/kurumsal-hakkinda-tarihce

7. http://www.bireyselyatirimci.com/katilim-bankaciligi-nedir/

8. http://www.kuveytturk.com.tr/sikca_sorulan_sorular.aspx

CANKAN ÜÇOK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir