Borsa

       Uluslararası ekonomi sisteminin vazgeçilmezi olduğu söylenen borsa konusunu ele aldığımızda karşımıza hisse senetleriyle ilgili mütâlaalar çıkmaktadır. Gerçekte hisse senedi, ortaklık belgesidir. Ancak günümüzde ortaklık belgesi olmaktan öte bağımsız bir mal olarak (menkul kıymetler olarak) alınıp satılmaktadır.

 

İslâm fıkhında şöyle bir kural var: “Bir şey hakkında hüküm vermek onu doğru bir şekilde tasavvur etmeye bağlıdır.” Bu kural gereği meselenin dini boyutunu daha iyi inceleyebilmemiz için günümüz şartlarında borsa, hisse senedi, tahvil, hazine bonosu gibi işlemlerin ne anlama geldiklerini bilmemiz gerekir.

 

Borsanın ilk meydana çıkışı ve günümüze kadar seyri araştırmacıların ifadelerine göre şu şekilde olmuştur:

 

“Borsa” kelimesi İtalya’da faaliyet gösteren “Vander Bourse” olarak telaffuz edilen eski bir banker ailesinden gelmekte olduğu ifade edilmektedir. İtalya’ya gelen iş adamları bu ailenin sahip olduğu “Bourse” adındaki binada toplanırlarmış. Zamanla bu bina ve içerisinde yapılan muameleler şöhret kazanarak “borsa” ismiyle anılmaya sebep olmuş.

 

Günümüzde borsa; devletin denetimi altında olan ve tarafların karşılıklı değer temsil eden mallarını özel hukuk çerçevesinde alım-satım yaptıkları kurumun adı olmuştur.

 

Önceleri ticaret ve sanayi borsaları, altın borsası, pamuk, fındık gibi mahsullerin fiyatlarının belirlendiği ve ticaretinin yapıldığı tarım ürünleri borsası şeklinde oluşmuşolsa da günümüzde günümüzde farklı bir boyut kazanmıştır.

 

Günümüzdeki şekliyle borsa; “hisse senetleri”, “tahvil”, “hazine bonosu” gibi değerli evrakların alınıp satıldığı “MKB” dediğimiz menkul kıymetler borsası olarak ön plana çıkmıştır.

 

Konu uzmanlarından aldığımız bilgilere göre Türkiye’de borsanın tarihi; osmanlı’nın son dönemine kadar uzanmaktadır.

 

Şöyle ki; ilk menkul kıymetler borsası, Kırım savaşını takiben 1866 yılında “Dersaadet Tahvilât Borsası” olarak kurulmuş 1929 yılında “İstanbul Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası” adı altında organize olmuştur. Yine bu tarihte ikinci dünya savaşının başlamasıyla bu sistem biraz zayıflamış daha sonra savaşın izlerinin kaybolmasıyla hisse senetlerini halka arz eden anonim şirketlerin artmasıyla, yatırımcılar tarafından yoğun ilgi görmüştür.

 

1970 ve 1980’li yılların ilk yarısında “Sirkeci Vakıf Han”da bir tür tezgâh üstü piyasa şeklinde faaliyet göstermiştir.

 

Daha sonradan İMKB “İstanbul Menkul Kıymetler Borsası” belli gelişmeler sonucu hisse senetlerinin ticaretinin düzenlenmesi amacıyla 1986 yılında Karaköy-Tophane’de faaliyete geçmiştir. Şu anda ise İstinye’de faaliyet sürdürmektedir.

İlk zamanlar az sayıda şirket ile düşük kapasitede işlem hacmi ve Türk ekonomisine endeksle faaliyet gösteren İMKB, günümüzde 400’den fazla şirketin hisse senedi ve yıllık ortalama 350-400 milyar dolar işlem hacmi ile dünya ekonomileriyle uyumlu bir şekilde faaliyetlerine devam etmektedir. Kısaca borsanın geçmişten günümüze dek oluşumu ve gelişimi bu minval üzere olmuştur.

 

Günümüzde borsa dendiğinde genel olarak, hisse senetleri, tahvil, hazine bonosu gibi değerli evrakların alınıp satıldığı “MKB” (Menkul Kıymetler Borsası) anlaşılmaktadır. Bizler de elimizdeki bu kitapçıkta meselemizi bu yönde değerlendireceğiz.

 

 

Borsanın İşleyişi

 

Yapı itibarı ile menkul borsalarının aslî ve kayıtlı olmak üzere iki türlü üyeleri vardır. Aslî üyeler acentelerdir. Bunlara aracı kurum da denmektedir.

 

Kayıtlı üyeler ise “coberler” diye tanımlanan, kendi hesabına menkul kıymetler alıp satanlardır. Borsadaki kayıtlı kıymetli evrakların alım-satımı, sadece acenteler ve yardımcılarıyla “coberler” (kendi hesabına menkul kıymetler alıp satanlar) tarafından borsa binasının salonunda  bulunan bölümlerde borsa memurunun huzurunda, yüksek sesle îcâb-kabul dediğimiz arz ve talep ile yapılmaktadır.

 

Borsada alınıp satılan kıymetli evraklar, genel olarak dört kısma arrılır:

1 – Devlet veya şirket tahvilleri

2 – Hazine bonoları

3 – İntifâ senetleri

4- Hisse senetleri

 

 

Devlet veya Şirket Tahvilleri

 

Bunlar genel olarak devletin fâiz ve belli vâdelerle kendi garantisinde piyasaya sürdüğü kıymet ifade eden evraklardır. Tahvil sahibinin alacağı yıllık fâiz belirtilmiştir. Bu tahvile sahip olan kişi, genel kurula katılma ve şirketin bilânçosunu tetkik etme gibi herhangi bir hakka sahip değildir.

 

 

Hazine Bonosu

 

Hazine bonosu, devletin bütçe açıklarını kapatma maksadıyla kısa vâdede vatandaşlarından borç alması olarak değerlendirilebilir. Bonoların satışında, tıpkı tahvillerde olduğu üzere üç, altı ay ve bir sene sonra ne kadar fâiz verileceği net bir şekilde belirtilir.

 

Hazine bonosu ile tahvil arasındaki en belirgin farkın ne olduğunu konu uzmanlarına sorduğumuzda şu cevabı aldık: Hazine bonosu en çok bir yıl vâdeli olur, devlet tahvilleri ise bir yıldan uzun vâdeli olabilir. Bunun yanında hazine bonosunun herhangi bir işte teminat olarak kullanılmasına imkân verilmez.

 

 

“Tahvil” ve “Hazine Bonoları”nın Câiz Olup Olmaması

 

Tahvil ve hazine bonolarıyla ilgili yukarıdaki tariflere baktığımızda bu evrakların, sahiplerine önceden belirtilen miktarda sabit bir fâiz geliri temin eden borç senedi olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple getirisi hangi oranda olursa olsun bu tür evrakları bir yatırım aracı olarak kullanmak, İslâm fıkhının yasakladığı fâiz muamelesi olacağından kesinlikle câiz olmaz.

 

Devletin bu tür evrakları alıp-satmasının devletin vatandaşlarına bir tür yardımı olduğunu iddia edenler vardır. Şüphesiz bu, doğru bir iddia değildir. Zira bu evrakların mâhiyetine baktığımızda bu görüşün, İslâm’ın rûhuna aykırı olduğunu görmekteyiz. Çünkü faiz muamelesi gerek devlet eliyle gerekse şahıs eliyle olsun fâizdir. Yani câiz değildir.

 

 

İntifâ Senedi

 

İntifâ senedine dair yapmış olduğumuz araştırmada farklı tanımların ve sonuçların olduğunu müşâhede ettik.

 

Bu tanımlardan bazılar;

 

✓ İntifâ senedi; şirket genel kurulunun, alacağı kararla bazı kimselere çeşitli hizmetler sağlayan ve alacak karşılığı olarak kuruluştan sonra verilen ve sermaye payını temsil etmeyen hisse senetleridir.

✓ İntifâ senedi; ortaklığın devamı sırasında hisse senetlerinin ödenmesi, yani bedelinin geri verilmesi hâlinde senet sahibi, senedin üzerinde yazılı olan değerini geri alır ve kendisine yeni bir senet verilir, işte bu senet için intifâ tabiri kullanılır.

 

Bu tanımlara göre intifâ senedi; sermayeyi temsil eden hisse senedi gibi sahibine ortaklık hakkı verir. Yine ortaklık gereği genel kurul toplantılarına katılma hakkı da verir. Sermaye payı geri verildiği için kâr payı isteyemez. Şu kadar var ki; net karın miktarına göre değişen temettü dağıtımında hak sahibidir.

 

İntifâ senetlerinin intifâ hakları sözleşmeyle belli bir zaman kısıtlandırılmışsa bu zaman zarfının dolmasıyla intifâ senetleri kendiliğinden hükümsüz olur. intifâ senetleri sermaye payını geri alan hisse-darlardan başka kuruculara, alacaklılara veya bunlara benzer bir nedenle ortaklıkla ilgisi olanlara da verilebilir.

 

Bu bilgilere baktığımızda; bu senet sahiplerinin, kurumların ve şirketlerin hakiki ortakları olmadığını anlamaktayız. Gelir amaçlı kurumlar aşırı kâr veya zarar etse yine senette belirtildiği doğrultuda senet sahibinin alacağı nema yaklaşık olarak bellidir. Aynı şekilde zarara karşı devlet güvencesi vardır. Devlet bu tür şirketlerden kâr güvencesi ister. Hâlbuki İslâm’a göre ortaklık; kâr ve zararda olmalıdır. Yani kişinin; parasını çalıştırmak üzere verdiği tüccara “ben sadece kâra ortağım zarara karışmam, verdiğim parayı geri alırım” demesi şüphesiz câiz olmaz. Nitekim Peygamber Efendimiz (Salleâllâhu Aleyhi ve Sellem); “Ödeme sorumluluğunu üstlenmediği maldan kâr elde etmeyi yasaklamıştır.”[1]

 

Ancak burada şunu ifade etmek gerekir ki ortakların hâricindeki üçüncü bir şahsın, parasını çalıştırmak için veren kimseye, “sen paranı filancaya ver çalıştırsın, zarar ederse ben ödeyeceğim” demesi bu ortaklılığa zarar vermez. Meselemizde de zarara karşı güvence veren devlettir yani üçüncü şahıstır, firma değildir. Ancak devletin, firmadan garanti istemesi ve firmanın senet sahibine vereceği miktarın kara endeksli olmaması bu işlemin dinen câiz olmadığını gösterir. Zira fıkıhta yerleşmiş olan “akitlerde itibar lafza değil, maksadadır” kuralı doğrultusunda her ne kadar senet sahibine kâr veriliyor dense de gerçekte bu intifânın, İslâm’ın yasak ettiği fâiz muamelesi olduğunu görmekteyiz.

 

Sonuç olarak; borsada tedâvülde bulunan evrakların ilk üç kısmı olan; devlet veya şirket tahvilleri, hazine bonosu ve intifâ senetlerinin alınıp-satılması dinimizin yasakladığı fâiz muamelesi olacağından câiz değildir.

 

 

Hisse Senetleri

 

Ortak olan kişinin, ortak olduğu şirketteki payını temsil eden kıymetli evraka “hisse senedi” denmektedir.

 

Hisse senetleri şu şekilde de tanımlanmıştır: Anonim ve hisseli komandit şirketler tarafından çıkarılan ve belirli payları temsil etmek üzere, yasa ve sermaye piyasası kural ve şartlarına uygun olarak şirketçe düzenlenen kıymetli evrak niteliğindeki belgelerdir.

 

Hisse senedi, sahibine; şirket kârından pay alma, belli hisseye ulaşmak kaydıyla şirket yönetimine katılma, oy kullanma, tasfiyeden pay alma, şirket faaliyetleri hakkında bilgi edinme gibi ortaklık haklarından yararlanma imkânı verir.

 

Dünya borsa sisteminde alınıp-satılan senetleri ikiye ayrılır:

1-İmtiyazli senetler

2-Adi (normal) hisse senetleri

 

Bunlar içeriğine göre sınıflandırılmışlardır. İmtiyazlı hisse senedi: Âdi (normal) hisse senedi ile tahvil karışımı bir özellik taşıyan ortaklık hakkıdır. Birçok ülkede kullanılsa da Türkiye’de kullanılmadığını bildiğimizden, bu mesele üzerinde durmaya gerek görmüyoruz.

 

Âdi (normal) hisse senedi: Bu tür senet İMKB’ de karşımıza çıkan ve genelde bilinen senet türü-dür. Bu senet hâmiline veya şahsa yazılı olur. Yani tıpkı alacak senetlerinde veya çeklerde olduğu gibi üzerine sahibinin ismi yazılır veya hâmiline denerek herhangi bir kimlik bilgisi yazılmaz.

 

Borsada işlem gören senetlerin hepsi hâmiline yazılıdır. Şahsa yazılı hisse senetlerinin borsada işlem görebilmesi, bu hisse senedinin borsaya “kote” dediğimiz kayıt altına alınmaslıyladır. Bir senet için kote olmak demek, o senedin İMKB tarafından tanındığı ve alım-satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelmesidir.

 

 

 

 

[1] En-Nesâi, Kitâbü’l-büyû’ No:4629

Yazan | 2018-01-11T19:44:26+00:00 Ocak 11th, 2018|Kategoriler: Ticari Meseleler|0 Yorum

Makaleyi Ekleyen :