Ahîlik

konu_1347968258_3

İSGETDER olarak Rabbimizin emirlerini tüm Türkiye ye ve Dünya ya ulaşabilmesi için faaliyet gösteriyoruz. İlk olarak Beyazıt şubemizi Allah’ın izniyle faaliyete geçirmiş bulunmaktayız. İnşaallah bu ve bu gibi yerlerin sayısını Allah (c.c) arttırsın ve hizmet edenleri muvaffak etsin. Aşağıdaki yazımda sizler için AHÎLİK konusunu derledim. İnşaallah hepimiz için faideli olur.

İSGET-DER ’in (İslâm’a Gönül Veren Esnaflar Ve Tüccarlar Derneği) kuruluşunda bize manası ve geleneği ile AHÎLİK ilham vermiştir.

XIII. yüzyılda Anadolu’da görülmeye başlayan ve bir süre sonra Osmanlı Devleti’nin kurulmasında önemli rol oynayan dini-içtimai bir yapı olan AHÎLİK teşkilatı bu günde herkes için mühim bir örnek teşkil etmektedir. Türkler, İslamiyet’i kabul etmeleri ve Anadolu’ya yerleşmelerinden itibaren fütüvvet (AHÎLİK) ülküsünü benimseyip kendilerine has yiğitlik cömertlik ve kahramanlık vasıflarıyla süslemişlerdir.

AHÎLİK**

Arapça “kardeşim” manasındaki ahi kelimesinden gelen bu adın Türkçe’deki akıdan (cömert) türetildiğini ileri sürenler de vardır. Temelde Kur’an’a ve Hz. Peygamber’in sünnetine dayandırılan prensipleriyle islamı anlayışa doğrudan bağlı olan Ahiliğin tasavvufta önemli bir yeri bulunan “uhuvvet”i hatırlatmasından dolayı da kolayca yayılması ve kabul görmesi mümkün olmuştur. Bu teşkilatın Anadolu’da kurulmasında fütüvvet* teşkilatının büyük tesiri vardır. İslam’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlayan fütüvvet teşekkülleri içinde hicri (IX.) yüzyıldan itibaren de esnaf birlikleri ortaya çıkmıştır. Başka bölgelerde mensuplarına civanmerd, ayyar (ayyaran) feta (fityan) gibi isimler verilen fütüvvet ülküsünün. islam’ın yayılmasına paralel olarak Suriye, Irak, İran. Türkistan, Semerkant, Endülüs, Kuzey Afrika ve Mısır’da esnaf ve sanatkarlar arasında yaygın olduğu bilinmektedir. Türkler, İslamiyet’i kabul etmeleri ve Anadolu’ya yerleşmelerinden itibaren fütüvvet ülküsünü benimseyip kendilerine has yiğitlik cömertlik ve kahramanlık vasıflarıyla süslemişlerdir. Bununla birlikte Ahiliğin temel belirleyicisi olan İslâmi-tasavvufi düşünüş ve yaşayış her devirde ve bölgede geçerliliğini korumuştur.

Abbasi Halifesi Nasır-Lidinillah (1180- 1225), siyası ve sosyal durumu gittikçe bozulan devletin otoritesinin yeniden kurulmasında ve içtimai huzurun sağlanmasında fütüvvet birliklerinin büyük bir güç olacağını düşünmüş ve bu teşekkülleri siyası otoriteye bağlamada başarı sağlamıştır. Halife Nasır fütüvvet birliklerini yeniden teşkilatlandırırken fütüvvetnamerlerde bu birliklerin ilke ve kaidelerini tanzim etmiş, diğer müslüman hükümdarlara da elçi ve fermanlar gönderip kendilerini fütüvvet teşkilatına girmeye davet etmiştir. Bu faaliyetin bir parçası olarak ilk defa Anadolu Selçuklu Devleti’yle ı. Gıyaseddin Keyhusrev zamanında temas kurmuştur 1204  1. Gıyaseddin Keyhusrev. hocası Mecdüddin İshak’ı (Sadreddin Konevi’nin babası) Bağdat’a Halife Nasır’a elçi olarak göndermiştir. Mecdüddin İshak dönüşünde, Sultan 1. Gıyaseddin’in isteği üzerine Halife Nasır tarafından gönderilen Muhyiddin İbnü I-Arabi, Evhadüddin-i Kirmani ve Şeyh Nasîrüddin Mahmüd ei-Hüyi gibi büyük mürşid ve mutasavvıfları Anadolu’ya getirmiştir. Bundan sonra Anadolu’nun her tarafında irşad faaliyetlerine başlayan Evhadüddin-i Kirmani ve halifeleri için çok sayıda tekke ve zaviye yapılmıştır. Daha sonraları 1. İzzeddin Keykavus ve 1. Alaeddin Keykubad’ın da fütüvvet teşkilatına girmeleriyle Anadolu’da Ahiliğin kuruluşu tamamlanmıştır. Özellikle 1. Alaeddin Keykubad zamanında Halife Nasır’ın meşhur mutasavvıf Şehabeddin Sühreverdiyi Anadolu’ya göndermesinin Anadolu’da ahi teşkilatının kurulmasında önemli bir yeri vardır.

Anadolu’da Ahiliğin kurucusu olarak bilinen ve iran’ın Hoy şehrinde doğan Şeyh Nasîrüddin Mahmüd (ö. 1262) sonraları Ahi Evran ismiyle anılmıştır. Özellikle ı. Alaeddin Keykubad’ın büyük destek ve yardımıyla, bir taraftan islami-tasavvufi düşüneceye ve fütüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyelerde şeyh mürid ilişkilerini diğer taraftan iş yerlerinde usta kalfa ve çırak münasebetlerini ve buna bağlı olarak iktisadi hayatı düzenleyen Ahiliğin Anadolu’da kurulup gelişmesinde Ahi Evranın büyük rolü olmuştur.

Anadolu’da hızla yayılan bu teşkilatın mensupları şehirlerde olduğu gibi köylerde ve uç bölgelerde de büyük nüfuza sahip olmuşlar, Anadolu’da bilhassa XIII. yüzyılda devlet otoritesinin iyice zayıfladığı bir dönemde şehir hayatında yalnızca iktisadi değil siyasi yönden de önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Ahiler bağımsız siyası bir güç olmamakla birlikte zaman zaman merkezi otoritenin zayıfladığı, anarşi ve kargaşanın ortaya çıktığı dönemlerde siyası ve askeri güçlerini göstermişler ve önemli fonksiyonlar üstlenmişlerdir. Özellikle Moğol istilası sırasında ahi birlikleri şehirlerin yönetimine mahalli otorite olarak hâkim olmuşlardır. Ahiliğe çok hizmet eden I. Alaeddin Keykubad, oğlu II. Gıyaseddin Keyhusrev tarafından öldürülünce, ahilerin II. Gıyaseddin’e karşı direndikleri ve onun Kösedağ’da Moğollar’a yenik düşmesinden sonra Tokat ve Sivas’ı ele geçiren Moğollar’a karşı Kayseri’yi başarıyla savundukları bilinmektedir. Ayrıca Osmanlı döneminde Düzmece Mustafa olayında da Bursa’yı ona karşı savunmuşlardır.

Büyük şehirlerde çeşitli gruplar halinde teşkilatlanan ahilerin her birinin müstakil bir zaviyesi vardı. Küçük şehirlerde ise muhtelif meslek grupları tek bir birlik teşkil edebiliyorlardı. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında bu birlikler mesleklere ait problemleri halletmekte ve devlet ile olan münasebetleri düzenlemekte idiler. Mal ve kalite kontrolü, fiyat tesbiti, bu birliklerin asli görevi idi. Bu dönemde, teşkilata ilk defa girenlere yiğit veya çırak adı verilir, ahilik daha sonra kazanılırdı. Esnaf birliklerinin başında şeyh, halife veya nakibler, bütün esnafın en üst makamında ise şeyhü l-meşayih bulunuyordu. Ayrıca mesleğin geleceği açısından çırakların yetiştirilmesine de çok büyük önem veriliyordu. Anadolu’da köylere kadar yayılan Ahilik pek çok devlet adamını askeri zümre mensuplarını kadı ve müderrisleri, tarikat şeyhlerini bünyesinde toplamıştır. Bu durum XIV. yüzyıla kadar sürdü; bundan sonra ise organize esnaf birlikleri şeklini aldı ve iktisadi faaliyet ön plana çıkmaya başladı.

Ahilik Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da büyük rol oynadı. Aşıkpaşazade, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında faal rol oynayan dört zümre arasında ahileri de zikreder. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğunun ahi teşkilatına mensup şeyhler olduğu, 1. Murad’ın şed* kuşandığı ve teşkilattan fetihlerde askeri bir güç olarak faydalanıldığı bilinmektedir. XIV. yüzyıl ortalarında Orhan Gazi döneminde Anadolu’yu gezen ünlü seyyah ibn Batuta. ahi birliklerinin şehir ve köylerde teşkilatlanan zenaat ve ziraat ehli zümreler olduğunu belirtir ve tasavvufi hayatla olan yakınlıklarına temas edip misafir olduğu ahi zaviyelerinin isimlerini verir.

Ahiliğe giriş şerbet içmek (şürb), şed veya peştemal kuşanmak, şalvar giymekle gerçekleşmekteydi. Ahilik bünyesi içindeki esnaf birlikleri ustalar kalfalar ve çıraklardan oluşuyordu. Çıraklıktan itibaren birlik içinde yükselmek için mesleki ehliyet ve liyakat şarttı. Çıraklar mesleği çok iyi öğrenmedikçe dükkan açamazlardı. Esnaf ve dükkan sayıları iş aletleri ve tezgahlar sınırlandırıldığı gibi ihtiyaca göre mal üretimi de esastı. Osmanlı döneminde esnaf birliklerinin idare tarzına çok önem verilmişti. Sanat erbabı içinde en dürüst ve en çok saygıya değer olan. muhtemelen yaşça da önde bulunan bir üstat teşkilatın reisi olup kendisine ahi deniyordu. Bunların zenaat mensupları üzerinde bir şeyh gibi nüfuzu vardı. Ayrıca esnaf arasındaki inzibatı temin eden ve yiğitbaşı yahut server denilen bir ikinci reis bulunuyordu. Bir şehirde mevcut zenaat şubesi sayısı kadar olan ahilerden birisi diğerlerine reis oluyor ve buna ahi baba  adı veriliyordu. Ahi babalar. genellikle Kırşehir’deki Ahi Evran Tekkesi’ne bağlı olan şeyhler ile bunların çeşitli illerdeki vekilleri idi. Büyük alim ve mutasavvıf Şeyh Edebali de ahi şeyhlerinden olup Osman Gazi ile sıkı ilişkiler kurmuş ve kızını onunla evlendirmişti. Orhan Gazi ise Ahiliğe ait “ihtiyarü’ddin” unvanını almıştı.

Bütün prensiplerini dinin asıl kaynağından alan Ahiliğin nizamnamelerine fütüvvetname adı verilirdi. Ahiliğin esasları, ahlaki ve ticari kaideleri bu kitaplarda yazılı idi.Teşkilata girecek kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dini ve ahlaki emirlere uymak zorunda idi. Fütvvetnâmelere göre teşkilat mensuplarında bulunması gereken vasıflar vefa, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, ihvana nasihat onları doğru yola sevketme, affedici olma ve tövbe idi. Şarap içme, zina, yalan gıybet hile gibi davranışlar ise meslekten atılmayı gerektiren sebeplerdi.

Özellikle Fatih devrinden itibaren Ahilik siyasi bir güç olmaktan çıkarak esnaf birliklerinin idari işlerini düzenleyen bir teşkilat halini aldı. XVIII. yüzyıldan XX. yüzyıl başlarına kadar teşkilatın gedik (Lonca) adını aldığı söyleniyorsa da 1824 tarihli Selanik ile ilgili bir arşiv belgesinde (BA, Cevdet-Zabtiye, nr. 266) ve Ahi Evran Zaviyesi’nden bahseden bir takrirde (BA, Cevdet-Belediye, nr. 5 I 50) ahi baba, ahilik, yiğitbaşı, üstatlık, kethüdalık gibi Ahiliğe ait terimlerin kullanılması, bu ismin uzun süre devam ettiğini göstermektedir.   

BİBLİYOGRAFYA : BA. Cevdet·Zabtiye, nr. 266; BA. Cevdet-Belediye, nr. 51 SO: İbn Batuta. Seyahatname (Mehmed Şerif). İstanbul ı333-35, 1, 312- 3ı3, 3ı8-319; Osman Nuri Ergin. Mecelle-i Umür-i Belediyye, İstanbul ı338 / ı922, 1, 300· 580; Muallim Cevdet [İnançalp], Ahiyyatü’l-fityan, İstanbul ı932, s. 340-346; Fr. Taeschner. Gülschehris Mesnevi Au{ Achi Evran der Heilegen von Kırschehir und Patran der Türkisehen Zünfte, Wiesbaden ı955; “İslam Ortaçağında Fütüvve, Fütüvvet Teşkilatı” ( Fikret şıltan). iFM, xv;ı-4 (1953-541. s. 3-32; a.mlf .. “Türk Ahiliği” (tre. Fikret Işiltan). Çağrı Dergisi, sy. 83, İstanbul ı964, s. 8-14; a.mlf., “Akhi”, E/2 (İng 1.1, 32ı-32’3; M. Fuad Köprülü, Osmanlı imparatorluğunun Kuruluşu (bazı notlara ilavelerle nşr. Orhan F. Köprülü), An· kara ı 959 – 2. bs., İstanbul ı986, s. 49-50, ı )8-123, ı49-ı64; a.mlf., “Ankara ve Ahiler”, Hayat Mecmuası, 1/21, Ankara 1926; Refik Soykut, Orta Yol Ahflik, Ankara 1971; a.mlf.. Ahi Evran, Ankara 1976; Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahflik, Ankara 1974; a.mlf .. “Fütüvvet-Ahi Müessesesinin Menşei Meselesi”, AÜiFD, 1 ( 1952); Sabahattin Güllü- lü, Ahf Birlikleri, İstanbul 1977; Mustafa Akdağ. Türkiye’nin iktisadi ve içtimar Tarihi, İstanbu l 1979, 1, 17, 19, 23, 24, 34-37, 43, 47-48, 63, 21ı , 273, 483-484; Osman Turan. Selçuklular Tarihi ve Turk-islam Medeniyeti, İstanbul ı980, s. 254, 3ı8, 362, 399; Ahmed Tabakoğlu, Türk iktisat Tarihi, İstanbul ı986, s. 404-423; a.mlf. 

        **ZİYA KAZICI (Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi ahîlik maddesinden kısaltılarak alınmıştır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir